Ana içeriğe atla
calendar_today06 Haziran 2026, Cumartesi
Yozgat'tan Dünyaya Açılan Pencere

Yunanistan’da Soydaşlarımızın haklarını gasp ediyor!

Müftülerimizi seçme hakkımız tartışmaya açık değildir, devlet haklarımızı gasp ediyor!

ABTTF Başkanı: “Devletin hukuk dışı ve gayri meşru hak gaspına dayalı tüm uygulamalarını kınıyoruz. Müftülük meselesi, Batı Trakya Türk toplumunun yalnızca dini değil aynı zamanda kültürel ve toplumsal kimliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle antlaşmalarla garanti altına alınmış haklarımızın gasp edilerek Batı Trakya Türk toplumunun iradesini dışlayan hiçbir uygulama ne meşrudur ne de sürdürülebilirdir.”

6 Nisan 2026’da gerçekleştirdiği genel kurul sonrasında Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu (BTTADK) yaptığı ilk açıklamasında Dimetoka’da yapılan müftü atamasının ardından İskeçe ve Gümülcine’de de atama sürecinin başlatılmasını kınadı.

4964/2022 sayılı yasa çerçevesinde özerk olması gereken müftülüklerimiz Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı’na bağlı genel müdürlük seviyesindeki kamu dairelerine dönüştürülmüştür. Batı Trakya Türk toplumu olarak ısrarla karşı çıktığımız yasa ile müftülerin de Bakanlık tarafından belirlenen kurullar aracılığıyla seçilip atanmasına ve devlet memuru olarak görev yapmalarına karar verilmiştir. Ardından müftülükleri tamamen devlet kontrolüne alan düzenlemeler uygulamaya konmuştur. Ocak 2026’da Dimetoka’ya müftü ataması yapılmış, Şubat 2026’da ise İskeçe ve Gümülcine müftülükleri için de 5 yıllık yeni bir atama süreci başlatılmıştır.

Dimetoka’da uygulanan ve “seçim” görüntüsü altında sunulan süreç, gerçekte demokratik meşruiyetten yoksun bir atamadan ibarettir. Bugün benzer bir uygulamanın Gümülcine ve İskeçe’de de hayata geçirilmeye çalışılması ülkemiz Yunanistan’ın bu yanlış politikada ısrar ettiğini göstermektedir.

Söz konusu uygulamalar yalnızca demokratik ilkelere değil, aynı zamanda 1913 Atina Antlaşması ve 1923 Lozan Barış Antlaşması başta olmak üzere uluslararası hukuka da aykırılık teşkil etmektedir. Ayrıca, bu yaklaşım Avrupa insan hakları standartları ile de bağdaşmamaktadır.

Bununla birlikte son dönemde uygulamaya konan bu kararlar, bu sürecin yalnızca idari bir uygulama olmadığını, aynı zamanda toplumsal gerilim yaratma potansiyeli taşıyan planlı bir yaklaşımın parçası olduğu yönünde ciddi endişeler doğurmaktadır.

Konuyla ilgili olarak ABTTF Başkanı Halit Habip Oğlu yayınladığı basın bildirisinde, “Devletin hukuk dışı ve gayri meşru hak gaspına dayalı tüm uygulamalarını kınıyoruz. Batı Trakya Türk toplumunun kendi dini liderlerini seçme hakkı, tartışmaya açık bir konu değildir. Batı Trakya Türk toplumu olarak talebimiz uluslararası hukukla güvence altına alınmış hakkımızın iadesidir. Aksi yöndeki her adım, sorunu çözmek yerine daha da derinleştirmektedir. Müftülük meselesi Batı Trakya Türk toplumunun yalnızca dini değil aynı zamanda kültürel ve toplumsal kimliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu neden antlaşmalarla garanti altına alınmış haklarımızın gasp edilerek Batı Trakya Türk toplumunun iradesini dışlayan hiçbir uygulama ne meşrudur ne de sürdürülebilirdir. Bu hukuk dışı ve gayri meşru uygulamalar karşısında içeride ve dışarıda yüksek sesle hakkımızı aramaya devam edeceğimizin bilinmesini isteriz.” açıklamasında bulundu.

ABTTF Başkanı Habip Oğlu: “Yalnız değilsiniz! Arkanızda 150 bin kişilik bir toplum var” dedi.

11 Ekim 2024’te dönemin Gümülcine, İskeçe ve Dimetoka tayinli müftü naiplerinin İskeçe’de bulunan Çınar Camii’nde Cuma namazı esnasındaki provokasyonuna karşı çıkan Batı Trakya Türk toplumunun temsilcileri Hüseyin Baltacı, Ozan Ahmetoğlu, Bahri Belço ve Murat Köse hakkında dava açılmıştı.

27 Mart 2026 Cuma günü İskeçe Tek Hakimli Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada savunma avukatlarının talebi üzerine dava 5 Haziran 2026 tarihine ertelendi.

Konuyla ilgili olarak Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) Başkanı Halit Habip Oğlu, “Ülkemiz Yunanistan Anayasası’nın 13. maddesi, tüm vatandaşların din ve ibadet özgürlüğünü garanti altına alıyor. Ayrıca Batı Trakya Türk toplumu olarak bizler, uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınmış özel haklara sahibiz. 1913 Atina Antlaşması ve 1923 Lozan Antlaşması, açık bir biçimde dini özerkliğimizi belirliyor, garanti altına alıyor. Ancak 1991’de çıkarılan yasa ile devlet resmen müftülerimizi belirleme hakkımızı gasp etti, toplumumuzun iradesi dışında müftüler atadı. Buna karşın biz de İskeçe ve Gümülcine’de kendi müftülerimizi seçtik. Son kabul edilen yasa ile özerk müftülüklerimiz Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı’na bağlı kamu dairelerine dönüştürüldü, dini özerkliğimiz tamamıyla ortadan kaldırıldı. Devlet sorunlarımıza çözüm üretmek yerine görmezden geldi, sorunlarımız her yıl daha da derinleşti. 11 Ekim 2024’te tayinli müftü naiplerinin provokasyonuna karşı çıkan dört arkadaşımız hakkında ‘kamu görevini yerine getiren kişilerin işini yapmasına engel oldukları’ ve ‘toplumsal huzuru bozdukları’ iddiasıyla Yunan devlet makamlarınca dava açıldı. Bununla apaçık şekilde önceden yazılmış bir senaryo sahneye kondu. Ülkemizdeki hakim din olan Ortodoks Hristiyan Kilisesi ile diğer tanınmış dinler kendi dini liderlerini kendileri belirliyor, kendi dini yapılarını özgürce sürdürebiliyor, ama bizim uluslararası antlaşmalarla garanti altına alınmış haklarımız gasp ediliyor. Burada asıl mağdur biziz! Hakkında dava açılan dört arkadaşımıza seslenmek istiyorum: Yalnız değilsiniz! Arkanızda 150 bin kişilik bir toplum var!” açıklamasında bulundu.

share
Bu yazıyı paylaş
Facebook X WhatsApp